30 Mart 2008 Pazar

aşk belki

AŞK BELKİ...

Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...

Ama; kendimden bile önce tanıdığım...

Her saniye yeniden doğmak gibi...

Ama, asırlardır süren...

Kışa dönmeyen sonbahar; derin, duygulu...

Yaza dönmeyen ilkbahar; serin, coşkulu...

***

Ilık avuçlarında, kar taneleri...

Güneş sıcağı, gözleri...

Ve sözleri...

Ve sesi...

***

Böyle olmalı aşkın tarifi...

Ki, tarif edilememeli...

***

"Resmini çiz!" deseler...

Bacası tüten bir ev belki...

Belki gece yarısı terkedilmiş bir şiir...

Veya kaldırımların kanına giren...

Aşkın ayak sesleri...

***

"Resmini çiz!" deseler...

Her köşe başı ıhlamur kokar...

Yağmur kokar...

"Resmini çiz!" deseler...

Şehit akıncının dudaklarındaki tebessüm...

Veya...

Gecenin koynuna bırakılan gözyaşları...

Gizli ve mahçup...

***

Aşk, istemektir belki...

Belki bir ticaret; pazarlıksız...

Bedeli kalbinizdir... Bedeli herşeydir...

Sonrası bir uzun yolculuk...

Sonrası; nasip!

***

Tarifini sorsalar....

Her baktığımda, ilk defa görüyormuşum gibi...

Az kalsın ölüyormuşum gibi..

Bilinmiyor

aşk berabere

...
işte şimdi gözyaşlarımı azat ediyorum
yalnızlık türküleri söylerken ruhum
en yüce umutların canına kıyıyorum
birer birer
ey kalbim!
sen bir yanılgısın
sevgi iki kişiliktir
aşk ise tek
sen bir yıldızsın gökyüzünde
solgun ve uzak
bir maçsa bu hayat sevgi dehlizinde
bir topsun ayaklarda yuvarlanan
tekmelerle
bir maçsa bu aşk ey sevgili
maç uzatmalarda
bitti berabere...

bilinmiyor

aşk berabere

...
işte şimdi gözyaşlarımı azat ediyorum
yalnızlık türküleri söylerken ruhum
en yüce umutların canına kıyıyorum
birer birer
ey kalbim!
sen bir yanılgısın
sevgi iki kişiliktir
aşk ise tek
sen bir yıldızsın gökyüzünde
solgun ve uzak
bir maçsa bu hayat sevgi dehlizinde
bir topsun ayaklarda yuvarlanan
tekmelerle
bir maçsa bu aşk ey sevgili
maç uzatmalarda
bitti berabere...

bilinmiyor

22 Mayıs 2007 Salı

30 Nisan 2007 Pazartesi

Unutmak Ölmekti

Geldiğinde,
Ayrılığın taze yarası kanıyordu
Yüreğimin küçük avuçlarında.
Hala gidenlerin numarasız bileti duruyordu
Öksüz sevdanın dipsiz uçurumlarında.
Hüküm giymiş kelimelerim susuyordu
Uykusuz gecelerin sabıkalı sabahlarında.
Korkuyordum aşktan,
Kaçıyordum sevdadan.
Zamana bir kere yenilmişten
Korktum seni delicesine sevmekten…
Ama yalnızlığın sokağından kaçıp
Gülüşlerine sığındım.
Ayrılığı satırlara gömüp
Yüreğinde yaralarımı sardım.

Sen gelmiştin artık.
Her şey daha güzeldi artık.
Seninle nefes alıyor,
Seninle yaşıyordum sanki.
Gülüşün “ güneşim “ olmuştu perdelerimde.
Gözlerin “ ateşim” olmuştu üşüyen tenimde.

Öyle güzeldi ki seninle her şey,
Pamuksu bulutların üzerine
Gözlerini çiziyordum küçük ellerimle.
Hasretimin rüzgarı ilişse de tenine,
Yüzüne güneşi seriyordum öksüz yüreğimle.

Yağmur yağıyordu kentime
Ayrılığını müjdelediğin saatlerde.
“ Seni severken gidiyorum “ deyip
Yalnızlığımı hediye ettin yüreğime.
Gidiyordun ,
Ben ardından ağlayamıyordum bile.
Susup kalmıştım bıçağın keskin yüzünde.
Gidiyordun,
Ve ben tek kelime bile söyleyemiyordum.
Ellerimle ördüğüm sevdamı
Ayrılığınla söküp gidiyordun.
Ve ben ardından ağlayamıyordum bile.

Sevdanda bir bahar göremeden gittin.
Mevsim bahar olsa da,
Sonbaharla anılacaktır ömrüm.
Her şeyi zamana gömüp gittin.
Ben ise ,boynumu yalnızlığa büküp
Yalnızlığında kanadım durdum.
Bedenimden yüreğimi söküp
Yokluğunda kelimelerimle sana sustum.
Tek bir cümle kurmadım gidişine.
Hiçbir zaman suç giydirmedim sevgine.
Gitmeliydin…
Ve bir sabah çekip gittin.
Ardında beni,
Ardında Elif’imizi mevsimsiz unutarak.
Gittin bizi sensiz bırakarak..

Şimdi uzaklarda bir yerdesin.
Gün gelecek adımı unutacaksın.
Gün gelecek,
Hiç yaşanmamış deyip
Sevdamı kibritsiz yakacaksın.
Hakkındır sevgili,
Unutabilirsin beni.
Bana ait her şeyi de yakabilirsin sevgili..
Ama bana seni unut deme..
Ayrılığına kurşunları örüp
Ölüm olsan da ömrümün,
Bana seni unutmamı söyleme..
Çünkü biz seninle hayat kadar yalan,
Ölüm kadar gerçektik.
Ölüm kadar gerçek sevgili….


Gittin ama ben hala sendeyim.
Sen beni unutsan da sevgili,
Ben sana inat ,
Yokluğuna inat yaşatacağım seni.
Çünkü benim yazgımda
Benim kitabımda,
Unutmak; ölmekti sevgili.
Unutmak, ölmekti…


ismail sarıgene

İmkansızlığını Sevdim

Önümde bir beyaz kağıt,
Özlemini yazıyorum satırlara.
Yokluğunda yanan bir ağıt,
Gözyaşlarını asıyor duvarlara.
Bugün de yokluğunu içtim
Bulutların dudaklarından.
Bugün de gözlerini araladım
Zifiri karanlıklardan.

Koskoca şehir ve yokluğun.
Üşüyorum içten ice ,
Sen olsaydın yanımda
Üşütür müydü beni sıcak soluğun?

Bizler iki uçurumda açmış
Sevda çicekleriyiz.
İmkansızlığın içinde
Umudu yaşatan iki aşk neferiyiz.
Aldırma sen karanlığa.
Boyun eğme yalnızlığa.

Ben seni ,
Güneşi dilenen çicekler gibi
Yağmuru bekleyen toprak gibi
İçimde seviyorum.
Yüreğinin imkansızlıgını ,
Gözlerindeki ıslaklığını,
Yanaklarının utangaçlığını seviyorum.

Dayan ne olur,
Ellerimiz terlemese de avuçlarımızda,
Eğme mahçup yüreğini,
Gögsümüzü dikenler kanatsa da,
İçinde çek sevdanın kor nefesini.
Ölümle ayırsalar da bizi,
Yüreğime mühürle o güzel ismini.


ismail sarıgene

Yüreğine İlmekle Beni

Yalnızlığın anbarında küflenen
Bir buğday tanesiyim ben.
Haydi acılarınla vur üzerime.
Öğüt beni gecenin en utangaç vaktinde..

Puslu sabahlarda eriyen
Bir çiğ tanesiyim ben.
Gözlerinle kurula kirpiklerimi.
Kurumuş dudaklarına,
Merhem diye sür yaralarımı..

Doğan güneşle ölmeyi bekleyen
Mahçup kar tanesiyim ben.
Üşüyor ellerim,
Gülüşlerini ört üzerime.

Umudu bahara işleyen
Bir kelebeğin gözyaşıyım ben.
Kırıp düşmeden,
Yüreğine ilmekle ıslak gözlerimi.
Kirpiklerinde öleyim ben..


ismail sarıgene

Ölüm Ol Çık Karşıma

Dilim dolaşıyor hep adını andığımda.
Ama senin yüreğine bir söz bıraktım,
Yalnızca bir söz...
Bırak gözlerin yalan söylesin,
Bırak dudağında, sevgi olmasın.
Bırak cesaretim ellerini tutmasın,
Bırak, bir sabah
Yüreğin benim gözlerimde uyansın...
Uyansın ki;
Sonsuzluğuma kazıyayım adını.
Bırak, varlığın sevişmesin benimle.
Yokluğunun her kelimesinde,
Yüreğinle sevişir,
Ölüme senin gözlerini öperek giderim.
Son infazını boynuma geçir sevgili
Kurşunları kelimelere ilmekleyip
Ölüm ol çık karşıma...


ismail sarıgene

Tövbekâr

Güldüğüm her an’ı günah bilen tövbekâr,
Ölümün koynunda soğuttum yüreğimin terini.
Uslanmaz kasırgalarında tükettim dizlerimin ferini.
Sen çekme, günahınla boyanmış aşkımın son ipini.

Züleyha bakışlı gecelerin uslanmaz melikesi,
Dön maziye, dudaklarıma kim sürdü acının zehirini ?
Sırtıma hatıra diye saplayan kimdi kanlı hançerini ?
Yaralarıma derman diye kim sürdü ölüm illetini ?

Ben; karanlıklarına bir mum alevi ararken;
Sen, güneşli sabahlarda sırtıma kör hançer sokandın.
Ben; bir gözyaşına canımdan vazgeçmişken,
Sen, gönlüme sebepsiz mahşer kurdurandın.


Yaralı yüreğimde kör bıçakları biledin, sustum.
Fırtınaları saldığın o ıslak gözlerimi çoktan kuruttum.
Tövbekâr olsan da zaman salıncağında
Artık uyan rüyalarından, ben seni çoktan unuttum.

Hicranını gömüp zulmünü kendi kusurum bildim.
Gönlüme acını revâ görüp, hakkımı helal ettim.
Günahta nasırlanmış yüreğine dayanamayıp
Tövbelerini dudaklarıma sürüp affını Hak’ tan diledim.


ismail sarıgene
Powered By Blogger